,

Site, çalışmalarından zaman bulabilirse Erkan’a ve yaz okulundaki derslerden ya da gezmekten!! fırsat bulursa Mehmet’e emanet.
Psikolojik Darbe

İstanbul Abd Başkonsolosluğu - 3 Şehit
Darbe Günlükleri
Geçtiğimiz yıl Nokta Dergisi’nde yayınlanan ve Nokta Dergisi’nin kapanmasına kadar giden sürece neden olan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in olduğu iddaa edilen günlükler Taraf Gazetesi tarafından tekrar yayınlanmaya başlandı. Örnek “Sözde günlüklerin bana ait olduğunu sadece Nokta dergisi ve yazıyı hazırlayan Alper Görmüş iddia ediyor” diyerek günlüklerin kendisine ait olmadığını, Alper Görmüş ise, “Günlükler gerçektir. Mahkemede ispat hakkı verilmelidir bana. O nedenle davayı bir üst aşamaya taşıyoruz” diyerek kendilerini savunuyorlar. Alper Görmüş’ün Darbe Günlükleri davasında beraat ettiğini hatırlatıp o konuşulan günlüklerin tam metnini okumayanlar için yayınlıyoruz.
4 Eylül 2003
Günümüz ziyaret ve brifingle geçti. Önemli ziyaretçim Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Aytaç Yalman’dı. Denk ve kafadar. Kendisini 1993 yılından beri tanıyorum. Ülkenin durumu ve ne yapabileceğimiz konusunda konuştuk. Düşünce farklılığımız yok. Hayret ettiğim, bu adamın komuta kademesinde sanki bölücü olarak tanıtılmasıydı. Gayet uzlaşıcı ve mantıklı düşünen ve medeni bir insan.
14:30′da Genelkurmay Başkanı tarafından Hava Kuvvetleri K. Ve MGK Genel Sekreteri ile beraber Cumhurbaşkanı’na takdim edildik. Cumhurbaşkanı, bizlere çok güvenen, bizlerden destek bekleyen bir insan. AKP’nin yaptığı eylemlere karşı bizden destek arıyor. Biz bu desteği ona vermek mecburiyetindeyiz. Aksi halde devletin üst kısmında bölünme görüntüsü, bu adamlara teşvik olabilir.
5. Eylül 2003
Jandarma Genel Komutanı ziyaretime geldi ve malum meseleden konuştuk.
12 Eylül 2003
Sabahleyin Genelkurmay Başkanı bana hayırlı olsun ziyaretine geldi. Kendisiyle açık olarak sohbet ettik. İlhami Paşa’nın olayı ile beraber MGK, Tersane, 28 Şubat gibi olayların da aynı zamanda yayına geçirildiği ve bunun bir yıpratma kampanyası olduğunu kendisine anlattım ve “28 Şubat için bir işlem yapacak mısınız” diye sordum. (Nokta’nın notu: Metinde kısaca “28 Şubat” diye söz edilen şey, Vatan gazetesinde 9 Eylül 2003′te başlayan 28 Şubat konulu yazı dizisi… Dizide, Çevik Bir’in, harekete geçmeyi savsakladığını düşündüğü zamanın Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın yakasına yapışıp hesap sorduğu anlatılıyordu.) “Hiçbir şey düşünmüyorum, bizimle değil yani kurumla bir ilişkisi yok ama şahıslar ile ilgisi doğru. Esasında birçok çirkin olay da oldu. Ben şahidim. YAŞ toplantısında Çevik Bir Genelkurmay Başkanı’nın üzerine yürüdü ve bazı kişiler salondan çıkmaya davet etti” dedi. “Yine de kurumumuzu zayıflatan bir yayın tarzı, bence bir açıklamaya değer” dedim.
Darbe Günlükleri 2
25 Ekim 2003
16.30 da öne Hava Kuvvetleri K. ve sonra da Kara Kuvvetleri Komutanı’na gittim. İbrahim bana çok dertliydi. Arkadaşım seninle paylaşmak istediğim bazı şeyler var dedi. Bir gün önce gazetelerde Kayseri Orduevi’nde türbanlı olarak içeri alınan bazı kişilerin ve valinin resimleri vardı. Bunun için Genelkurmay Başkanı’nı görmeye gitmiş. “Bu çok ciddi bir konu, ben garnizon komutanı olan tümgenerali Ankara’ya tayin etmeyi düşünüyorum” demiş. Esasında olay tam anlamıyla valinin bir tezgahı. Türbanlıları bir anda içeri sokup sonra da resimlerini çektirmiş ve gazetelere dağıtmış. Sonradan türbanlılar çıkartılmışsa da bir işe yaramamış. Genelkurmay Başkanı bu konuda “Ama bu çok ciddi bir iş, bir kısım halk buna karşı tepki gösterebilir. Onun için bunu yapamayız. Sonra generale yazık olur” demiş. Fırtına devamla “Generale bir şey olmayacak sadece buraya tayin edeceğiz” demesine rağmen kabul etmemiş ve “O zaman senin de istifa etmen gerekir” demiş. Fırtına da “Hemen şimdi istifa ediyorum ve bu konuşmamızı da derhal bir basın toplantısı yaparak açıklıyorum” demiş. Genelkurmay Başkanı olay ciddiye binince mayna ederek kıvırmaya başlamış ama bizim Fırtına bir kere çileden çıkmış ve bu tehdit onun çok ağrına gitmiş. Kendisini teselli ettim ve her türlü desteğimin ondan yana olduğunu söyledim.
Beraberce Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na gittik. JANGENK da geldi. Daha biz yeni içeri girmiştik ki Genelkurmay Başkanı Kara Kuvvetleri Komutanı’nı aradı ve ABD’nin isteği üzerine hükümetin Irak’a asker göndermekten vazgeçtiğini ve bu mevzuda biraz sonra General Jones’un kendisini arayacağını ve kendisine ne söylemek gerektiğini sormuş. Az sonra da beni aradığına dair haber geldi. Ben de kendisini aradım. Bizim hep beraber olduğumuzun haberini almış. Sesi çok bozuktu. Herhalde bizim ondan habersiz toplanmamız onu çok rahatsız etmişti. Bana da aynı soruyu sordu. Hepimiz hemen birkaç konu tesbit ettik ve Aytaç Paşa’ya verdik. O da bunları hemen kendisine bildirdi. Sonra kendi aramızda konuşmaya başladık. Bu toplantıyı ben talep etmiştim. Önemli bazı konular konuştuk. İbrahim istifa olayını açıklayınca kızılca kıyamet koptu. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman çok bozuldu ve kendisine ait benzeri bir olayı anlattı. Ekim ayı başında Harp Okulları açılışı için yapılacak konuşmada hepimiz mesajlar vermeye karar vermiştik. Genelkurmay Başkanı açılıştan bir gün önce Kara Kuvvetleri Komutanı’nın konuşma metnini istemiş, o da ben size bu metni veremem demiş. GM (Genelkurmay Bşk. Nokta) peki ben kuvvet komutanlarının metinlerini kontrol edemeyecek miyim demiş. O da hayır edemezsiniz, diye cevap vermiş. Bunun üzerine hepimiz artık bu Genelkurmay Başkanı ile işlerin yürüyemeyeceğine, kendisinin başka menfaatler peşinde olduğuna, korkak ve hükümet yanlısı olduğuna, dıştan cumhuriyetçi gözükmekle beraber içeriden dinci bir görüşü desteklediğine karar verdik. Bunun üzerine ben de şunları söyledim:
Darbe Günlükleri 3
1 Aralık 2003
Bugün öğleden sonra Genelkurmay Başkanı bize verdiğimiz özel çalışmaya cevap olarak bir takdim yapacaklardı. Öğleden sonra Genkur’a gittik ve takdimi dinledik. Takdim benim tahminimden daha detaylı hazırlanmıştı. Önemli konular vardı. Biz komutanlar olarak taviz vermez bir tutum içerisine girecektik.
Takdimi durdurarak sorular ile açtık. Aklımızda hep uyutuluyor muyduk endişesi vardı. II. Başkan (Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ-Nokta) güvenilecek bir general değildi. Kendi yararını ülke yararı üzerinde tutuyordu. Ve bize kesin cevaplar vermiyordu.
Genelkurmay Başkanı dahil hepimiz bu hükümetin esas amacının dini bir devlet esası getirmek olduğunda hemfikir olmuş ve bugüne kadar olan eylemlerinin anayasaya aykırı ve hatta onu değiştirmek üzere planlandığını ama görünürde demokrasinin verdiği özgürlüklerden faydalandığını tesbit ettik. (…) Bir ara laiklik tanımı üzerinde tartıştık. AKP ile bizim laiklik anlayışımızda fark vardı. Ve bütün uyutmaca da buradan kaynaklanıyordu. Son olarak hepimize söz verdi. Kara Kuvvetleri Komutanı “Ben çok rahatsızım ve devlet elden gidiyor. Bir an önce bir sıkıyönetim içerisine girmeli” dedi. Bana söz verdiğinde “Mademki hepimiz bu hükümetin anayasaya aykırı hareket ettiğine eminiz, o halde 35. madde gereğince anayasayı da korumak bizim görevimizdir. Eğer bir eylem planı yapılacaksa bu planın ne maksatla yapıldığının bilinmesi lazım. Bu nedenle burada bir karar vermemiz gerekiyor” dedim. Genelkurmay Başkanı bana dönerek “her ikiniz de açıkça konuşmadınız ama söylemek istediğiniz şey olamaz ve bize çok zemin kaybettirir. Yapacağımız başka şeyler var” dedi. Ben de “Doğru söylüyorsunuz o telaffuz etmek istediğimiz şeyden başka da şeyler olabilir. Mesela bu hükümete bir alternatif yaratmak gibi. Ama onun bile kararının verilmesi gerekir ki eylem planı ona göre hazırlansın.”
Bu önerimi kabul etmedi. O zaman boşuna akıntıya kürek çektiğimizi anladım. Niyetleri galiba bize bir şeyler yapıyor gözüküyor bizleri oyalamaktı. Benden sonra Org. Şener ve Fırtına konuştular ve aynı ifadeleri kullandılar. Kararlılık göstermiştik. Genelkurmay Başkanı’nın rahatsız olduğunu yüzünden okuyorduk. Bize yapılan takdimin sadece durum tesbitini Cumhurbaşkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a takdim edeceklerini açıkladılar. Benim kanaatim yine de bu toplantı yerine mesaj vermişti. Kimse Genelkurmay Başkanı’ndan bir kalkışma talebinde bulunmadı ama herkes için gittiği yere kadar gitmeye kararlı olduğumuzu (o da) gördü. Bundan sonra bizlere yaklaşımlarının daha değişik olacağını tahmin ediyorum.
Özkök: Muhtıra yok!
Darbe Günlükleri 4
12 Aralık 2003
Akşam grubumuz ile biraraya geldik ve son bir haftadır olan gelişmeleri gözden geçirdik. AY bugün Genelkurmay Başkanı ile görüşmüş ve mesleki konulardan sonra ulusal konuları konuşmuşlar. AY’ın söyledikleri özetle:
1. Rahat olun. Bizler gayet iyi anlaşıyoruz ve bir bütünüz. Sizin de bize katılmanız lazım. Geçen seneyi hatırlarsanız ne kadar iyi bir konumda olduğumuzu anlarsınız. Bu akşam yemek yiyeceğiz isterseniz gelin siz de bizimle beraber olun. Bizler arada bir toplanıp ulusal meseleleri tartışmakta yarar görüyoruz.
2. Bu adamların yaptıkları artık tartışılmaz bir şekilde meydanda.
3. Ordu komutanlarının tepkisini gördünüz. Herkes daha fazla etkin olmamızı istiyor.
4. Gerekirse bunlara seçimlerden önce bir muhtıra verelim.
(…)
Sonra hepimiz SARIKIZ kapsamında yaptıklarımızı anlattık. Ben de İstanbul’da MÖ ile yaptığım konuşmayı ve gazetecilerin bu konuya ne kadar önem vermeleri gerektiği konusunda kendisine verdiğim mesajı, Rahmi Koç ile olan görüşmemizin özetini, Orhan Karabulut’a AD (Aydın Doğan) ile olan görüşmemizi anlattım ve 18 Aralık günü MÖ ile görüşme yapmaya karar verdik.
Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı general yaptıkları faaliyetler ile ilgili olarak sadece bana özel bir birifing verdiler. AKP hükümetine karşı, bu hükümeti demokratik kurallar içerisinde zayıflatmak için neler yapılması gerekiyorsa hepsi düşünülmüş ve uygulamaya geçmişler. Hayranlıkla dinledim. Kendilerine birkaç konuda görüşlerimi söyledim. Alınacak tedbirler içersinde afiş asmaktan gazetelerde ilanlar vermeye kadar değişen bir çok hal tarzları vardı. Bu çalışmaya “Cumhuriyet Platformu” ismini vermişler.
Darbe Günlükleri 5
28 Şubat 2004
14:00′te kuvvet komutanları ile bizim evde toplandık. Amacınız Kıbrıs meselesini değerlendirmek ve Denktaş’tan aldığımız birçok özel ve gizli mektupları değerlendirmekti. (…) Hükümete karşı bir tepki olarak da hem Kıbrıs’ta hem de anavatanda gösterilere ve ulusal platformda toplantılara 3 Mart’tan itibaren başlanacaktı.
(…)
İkinci konu olarak yine aynı mesele, biz bu adamları darbe ile alaşağı edelim konusuydu. Şener ve Havacı bu konuda çok bastırıyorlar. Şener’in adeta aklından çıkmıyor, iki kelimede bir bunu söylüyor. Havacı da keza öyle. Eğer Kıbrıs’ı vermek istemiyorsak en son limitimiz 9 Nisan 2004. Bu tarihten sonra hükümet taraflara taahhüt vereceğinden geriye dönüş şansı sadece referandum olacak. Referandumun hangi şartlar altında yapılacağını hepimiz tahmin ediyoruz. Bütün şer güçleri evet dedirtmek için keselerin ağzını açacak ve sözler verilecek sonuçta cahil halk “evet” diyecek. Ne yapacaksak 9 Nisan’dan önce yapmamız gerekecek.
Bu nedenle yanımıza Tümg. Can Teller’i de alarak gerekli planlamaya başlamaya karar verdik. Bu iş sonunda olacak galiba. Ben bu işin olmasını istemiyorum ama benim oyumun pek bir itibarı olmayacaktı. Ama onlara hiç değilse bu işin Kıbrıs tabanına oturtularak haklı olacağımız bir dava edinebiliriz dedim ve olayı marttan nisana kaydırttım.
Akşam Cumhurbaşkanı’nın yemeğine gittik. Atatürk’ün yaşadığı yerde yemek yemek beni çok heyecanlandırdı. Konuşmalar sırasında Cumhurbaşkanı’nın da sanki ümidini kaybetmekte olduğuna dair intiba uyandı. Bazı mesajlar da verildi. Örneğin Cumhurbaşkanı “Burayı mahsus seçtim ki nereye geleceğinizi görün. Aranızda buraya gelmeyi bekleyenler var (Genelkurmay Başkanı’nı ima ederek)” dedi. Tabii hemen başımız öne düştü. Ama herkes bu lafı duyunca tereddütsüz ona baktı. Eşi, Kara Kuvvetleri Komutanı’nın kulağına eğilerek “Siz de gidince ne olacak” deyivermiş.
(…)
Cumhurbaşkanı genelde herhangi bir askeri harekete karşıdır. Bu onun için çok doğaldır. Zira kendisi bir hukukçu. Hem de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yapmış bir kişi. Her zaman bu kimliği ile bizleri frenlemeye çalışırdı. Bu akşam ilk defa kendisini farklı bir tutum içinde gördüm. Adeta ülkenin bu adamlardan kurtulmasının zor olduğuna karar vermiş gibiydi. Bu nedenle, bir yıl sonra da buralarda neler olur bilinmez, diye bir söz sarfetti. Çok güzel bir yemek ve gece geçirdik. Neşeli bir geceydi.

