Anlayamamak – Dtp Siyaseti
22 Temmuz seçimleri sonrasında Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri’nden bağımsız adaylıklarını koyan dtp li vekillere meclis yolu açılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 14 yıl aradan sonra bir Kürt partisi grup oluşturmuştu. Toplumun bir çok kesimi dtp nin meclise girmesi ile birlikte başta pkk olmak üzere Türk-Kürt ayrımına kadar bir çok olayda dtp nin kilit rol oynayacağını dile getirmişti. Aradan geçen 1 yılı aşkın sürede dtp nin sorunlarda yaratıcı rol oynaması bir yana, her gün yeni açıklamalar ve uygulamalarla ile kışkırtıcı bir şekilde pkk nın meclisteki bürosu olmayı başardı ve buna devam ediyor.
15 ay süre zarfında başta Türk halkının -sebepsiz nedensiz yere- en çok zarar gördüğü konu olan pkk saldırıları sonrasında şehit düşen askerlerin ardından gösterdikleri yanlı tutumlar, sürekli agızlarına doladıkları “sayın öcalan siyaseti”, düzenledikleri her mitingte pkk lı yoldaşlarına gerilla (neyin mücadelesi içinde olduklarını kendilerinin bile anladığını sanmıyorum) benzetmeleri ve diğer huzursuzluk yaratma odaklı propagandaları. En son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde dağıttıkları “Demokratik Özerklik Projesi” isimli kitap ile yeni bir skandala imza attılar. Kitabın içindeki “projelerini” bir kaç satır sonra aktaracağım. Ama “Demokratik Özerklik Projesi” adı altında sundukları özerklik isteklerinin kimin isteği oldugunu anlamak gerekir. Sorunun asıl kaynağının da burası olduğunu düşünüyorum.
22 Temmuz seçimlerinde dtp nin meclise girmesinde en önemli ve tek faktör pkk nın desteğini almasıydı. Aslında toplumun pkk konusunda dtp ye yüklediği “arabulucu rolü”nün gerçekleşmeyeceği de çok açıktı. Ama kimse onlardan bu kadar korkmadan pkk yı savunmasını, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde pkk grubu oluşturmalarını da beklemiyordu. Her partinin bir ideolojisi varsa dtp nin ki de artık açık ve nettir ki; Türkiye Cumhuriyeti‘nin sınırları içerisinde yaşayıp üstlerinde Türkiye Cumhuriyeti bayrağının dalgalanmasını istememek üzere kurmuşlarıdır.
“Demokratik özerklik projesi” ile sundukları bazı öneriler ise söyle:
*Bayrak ve resmi dil tüm “Türkiye Ulusu” için geçerli olmakla birlikte her bölge ve özerk birimin kendi renkleri ve sembolleriyle demokratik öz yönetimi oluşturulmalı.
*Etnik ve toprak temelli özerklik anlayışı yerine, kültürel farklılıkların ifade edildiği yerel yapılanmaya gidilmeli. Yerel yönetimler güçlendirilmeli.
*Kürtçe’ye anayasada güvence verilmeli. Fransa’da Korsika, Bask, Broton gibi bölgelerde dilde eğitim, yayın hakkı tanınmıştır. Yunanistan’da Türkçeye çeşitli düzeylerde özerlik verilmiştir.
Irak’ı bugünkü duruma düşüren, farklılıkları, demokratik bir ulus anlayışı etrafında örgütlemek yerine merkeziyetçi ulus yaklaşımı ile devlet yönetme anlayışındaki ısrardır.
* Bölgesel meclis, eğitim, sağlık, kültür, sosyal hizmetler gibi alanlarda sorumlu olmalı. Bu yapı federalizme dayalı özerkliği ifade etmez. Harçlar ve vergi gelirlerinin bir bölümü bölgesel meclise bırakılmalı. Güvenlikli bölge uygulamalarına son verilmeli. İl valileri, hem merkezi hükümetin hem de bölge yürütme kurulunun aldığı kararları uygulamalı.
* Bölgelerden dışarıya göçü barajlamak için Trabzon, Diyarbakır, Van, Erzurum gibi şehirler bölgesel metropol olarak yapılandırılmalı. Habur Sınır Kapısı’nın kapasitesi artırılarak Irak ve Kürdistan Federe yönetimi ile dostane ve ticari ilişkiler geliştirilmeli.
* Çatışmazlık ortamı için, önemli bir rol oynayabilecek dış güçler barış için çalışan uluslararası sivil toplum örgütleri,
*AB, ABD ve Kürt Federe Yönetimi ile ilişkiler geliştirilerek, bu eksenli diplomatik süreç başlatılacak. Çatışmasızlık ortamının gelişmesi için ortak girişimler başlatılacak.”
Yukarıdaki maddelerden çıkartılacak sonuç açıktır. Üzerinde konuşmaya, tartışmaya luzum dahi yoktur. Anlamayan tekrar tekrar okusun. Yukarıda değindim gibi önemli olan ve ayırıcı olan şu ayırımı yapmaktır. Yukarıda belirttikleri isteklerin dtp ye oy veren insanlar (sanırım 2 milyona yakın bir oy toplamışlardı) ve ülkede yaşayan diğer Kürt vatandaşlar ( bu rakamda Zaza’lar ile birlikte 12 milyona yakın) tarafından istenip istenmemesidir. Yani dtp nın ülkedeki tüm Kürt’ler adına konuşup konuşmadığının ayrımının yapılmasıdır. Dtp hariç (bir de Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir) hiç bir Kürt kökenli siyasetçi ve kürt vatandaşın özerklik istediğini ya da dtp yi kendi sesi olarak vurguladığını sanmıyorum. Asıl sorunda birilerinin çıkıp dtp istekleri ile kendi isteklerinin aynı olduğunu belirtmesi ile başlar. Eğer öyle olursa -ki olacağına ihtimal vermiyorum- her şey sil baştan yazılıp, çizilir. Ama öyle düşüncelerin olmadığını düşünerek dtp nin şimdiki konuşmalarının o kadar da önemli olmadığını maksatlarının belli olduğunu söyleyebiliriz.
Başbakan’ın geçtiğimiz hafta Diyarbakır gezisi sırasında pkk nın bastırmasıyla “kepenk indiren” esnafa bakıp bölgedeki kürtlerin bu taleplerde bulunduğunun sanılması ne kadar yanlışsa, İbrahim Tatlıses’in programında (içtiklerinin, yediklerinin, reytingin gazına gelip) söyledikleri ile de bütün kürtlerin Ay-Yıldız altında olmaktan mutlu oldugunu sanmak o kadar yanlıştır.
Yazıyı Murat Yetkin‘den bir alıntı yaparak bitireyim. Aslında bu yazıyı Türkiye Cumhuriyeti’nin 85.yılını kutladığımız dün yazmayı planlıyordum ama olmadı. Burdan bütün ulusun Cumhuriyet Bayramı’nı kutlar, Ay-Yıldız bayrağın altında nice yıllar huzurlu ve Türk-Kürt-Laz-Çerkez ayrımı yapılmaksızın kardeşce yaşamayı dilerim.
“1- İçeride ve dışarıda mağdur konumuna düşerek sempati kazanmaya çalışmak, 2- ‘Kürtlere söz hakkı tanınmıyor’ çizgisini öne çıkararak, özellikle AB ülkelerinin son zamanlarda ‘PKK ile aranıza mesafe koyun, terörist eylemlerini kınayın’ taleplerini püskürtmeye çalışmak, 3- Yerel seçimlerde AK Parti’ye belediye kaptırma ihtimaline karşın gerekçe göstermek. Murat Yetkin / Dtp Ne Yapmak İstiyor“


Yorum Yap