Cari Açık
Evvel zaman icinde Hirtistan isminde bir adacik varmis… Pardon bu masal daha once anlatilmisti.
Evvel zaman icinde sehrin bir mahallesinde iki tane bakkal varmis. Ali Dede ile Veli Dede. Bunlar kazandiklari ile evlerini gecindirir, hatta bir kismini da (kazandiklari her 100 liranin 20sini) tasarruf edip, dukkanlarinin orasini burasini tamir etmek de kullanirlarmis.
Bir gun sokagin karsisina bir Migros acilmis. Ali Dede ile Veli Dede’nin isleri bozulmus. Bunlar demisler bir sey yapmak lazim. (Biraz saf olduklari icin akillarina supermarket yasasi cikarmak gelmemis).
Ali Dede demis ki buyuk balik kucuk baligi yer. Buyumek lazim. Kalkmis o ay tasarruf ettigi 20 liranin yanina bankadan borc alarak bir 10 lira koymus. Yandaki bos dukkani taksitle alarak bakkal dukkanini market haline getirmeye baslamis. 3 ay sonra 20 liranin uzerine yine 10 lira kredi koymus, marketin bir kosesini kasap yapmis. 6 ay sonra meyve-sebze kismini genisletmis, vs.
Veli Dede’de bir telas bir telas, kosup gelmis Ali Dede’nin kapisina “Aman Ali Dede, ne yapiyorsun? Borc batagina batmaktasin. Bu isin sonu yok. Bir gun banka verdigi borcu faiziyle geri isteyecek. Krize gireceksin.”
Ali Dede cevap vermis “Evet borca girmek bir risktir, ama oldugun yerde kalmak daha buyuk bir risk. Bakkali markete cevirdim ki gelirim artsin, boylece daha cok kazanayim. Kazancim arttikca sermayem de artacak. Sonra onun uzerine daha cok kredi koyup isi supermarket haline getirecegim. Isleri buyuttukce benim dukkan Migros ile rekabet edecek hale gelecek, o zaman borcumu da faiziyle oderim. Hem su aralar bankalarda para cok, faizler dusuk. Simdi kredi almayacagim da ne zaman alacagim?”
Veli Dede’nin akli bu ise yatmamis. “Yok demis, senin sonun husran.”
Peki ne yapmak lazim? Veli Dede cevap vermis “Ben yaptigim tasarrufu harcamiyorum, dukkana da yatirmiyorum. Onun yerine gidiyorum Migros’a borc veriyorum. Elimde Migros’a ait bir suru borc senedi birikti. Her gun bunlari sayip aferin diyorum kendi kendime, borc alici degil borc verici oldun”.
Bu sefer Ali Dede afallamis. “Nerede gorulmus fakirin zengine borc verdigi. Sen parani kendi dukkaninda kullanmak, isletmek, fakirlikten kurtulmak yerine gidiyorsun borc veriyorsun. Senin ihtiyacin olan kagit parcasi mi yoksa isi buyutmek, daha cok kazanmak icin yatirim yapmak mi?”
Veli Dede orali olmamis.”Sen beni yabanci sermayeye esir etmek istiyorsun. Ya cahilsin ya satilmis. Ben kimseye el acmayacagim. Yabanciya borc veren ben olacagim ki onun ipi bende olsun.”
Hikayenin sonunu herkes kendi bildigi gibi yazsin.
Ulkemizde sacma sapan bir tartisma suru gidiyor. Cari acik ile mi buyumek, cari aciksiz mi buyumek?
Bir ulke cari acikla da cari fazla ile de buyumez. Yatirim ile buyur. Yatirim icin kaynak gerekir. Bu kaynak da bizde yoktur. Tasarruf oranimiz gelirimizin %20’si civarindadir. Bunun hepsini yatirimda kullansak 4-5 lik bir sermaye hasila orani ile (1960-2005 doneminde her 4.5 puan yatirim bir puan buyume yaratmistir) senelik ortalama %4-4.5 buyume saglariz. Yani su anda neredeysek 50 sene sonrada orada oluruz.
Daha fazla yatirim icin kaynak iki sekilde saglanabilir. Tuketimi azaltip tasarruflari arttirarak (mesela tuketim vergilerini %30 yapsak?) veya disaridan borc alarak. Baska yol yok. Var diyen beri gelip soylesin.
Eger ikinci yolu secersek sermayemizden daha cok yatirim yapma imkanina sahip oluruz. Aradaki farka cari acik denir. Su anda gelirimizin %8 oraninda cari acik veriyoruz, yani disaridan sermaye aliyoruz. Yaklasik %20 olan tasarrufumuzun uzerine koyunca toplam %28 kadar yatirim yapacak kaynak ortaya cikiyor. Bu da biz %6-7 civarinda bir buyume hizi verir.
Bir grup insanimiz diyor ki borcla buyume olmaz. Peki ne yapalim? Cari fazla verelim. Ne kadar? Diyelim ki %5. Bunun anlami sudur her sene biz disariya %5 miktarinda borc verecegiz, sermaye akitacagiz.
Ben de diyorum ki “Kardes, bizim zaten kendi tasarrufumuz yetersiz, %4 buyumeye ancak el veriyor. Sen bir de tutup disariya %5 para aktariyorsun. Kaldi mi bize %15. O zaman ne olacak bu buyume isi? Hangi para ile yatirim yapacagiz?”
“Ama Cin nasil yapiyor? ” Turkiye ile Cin arasindaki farklari saymaya omur yetmez. Bunlardan bir tanesi orada tasarruf oraninin %40 olmasidir. %40 tasarruf yapan bir ulkenin disaridan kaynaga ihtiyaci yoktur. Turkiye’nin kendi yagiyla kavrularak buyumesine imkan verecek kadar yag yok ortalikta. Bu kaynaklari disaridan almamiz lazim, o zaman cari acik verilir, borca gireriz. Eger aldigimiz borcu akilli bir sekilde kullanirsak bir sure sonra uretim kaynaklari artar, gelirimiz yukselir, o zaman tasarrufumuz da artar, cari fazla verip borcumuzu kapatabiliriz.
“Yani o zaman siz ithalata dayali buyuyelim diyorsunuz.” Arkadasim, ithalata dayali buyume diye bir sey yoktur. Ithalat, buyume yaratmaz. Ithalatin Turkcesi dis alim. GSYIH’nin Turkcesi (brut) ic uretimdir. Dis’da vuku bulan bir uretim nasil ic uretime eklenir? Ithalat, buyume yaratmaz. Ithalati buyume yaratir. Turkiye, ithalat ile buyumuyor, yatirim ile buyuyor. Yatirimi ise disaridan gelen sermaye ile finanse ediyor. Kisacasi Turkiye borclanarak buyuyor. Borclanmadan buyumenin yolu varsa soyleyin yapalim.
“O zaman sen dusuk kur yuksek faizden yanasin.” Yukaridaki yazi da hic doviz kurundan bahsettim mi? Doviz kuru neyse odur. Ic faizi dusurmek istiyorsak, hukumetten borclanmaya sebep verecek abuk sabuk isteklerde bulunmayalim, hukumet de kendini kamu borcunu azaltmaya adasin.
“Ben tam aksine ihracata dayali bir buyume modelini savunuyorum.” Cok da iyi ediyorsun. Az gelismis ulkeler ihracat olmadan buyuyemezler. Uretimi saglayan yatirimdir, yatirim istegini cikaran tuketimdir. Kimse satamayacagi bir malin uretimini, yatirimini yapmaz. Az gelismis ulkelerin geliri kittir. Geliri az olanin tasarrufu da az olur tuketimi de. Sirf ic piyasaya yonelirse hic bir sirket buyuyemez. Dis pazarlara acilmak sarttir.
“O zaman cok ihracat yapalim, kasalarimiz dovizle dolsun.” Aynen oyle olsun, her Noel’de Amerika’dan bir de tesekkur karti aliriz! Ihracat yapmaktaki amac doviz kazanip, stoklamak degildir. Doviz kazanip harcamaktir. Stokladiginiz sey, diyelim ki amerikan dolari, aslinda birer borc senedidir. Az gelismis bir ulke borc senedini ne yapar? Corba yapip yiyebilir mi? Yiyemez. Ihcarat ile kazandiginiz dolar gelirini stoklarsaniz Amerika’ya borc vermis olursunuz. Faydasi size degil, Amerika’yadir. Onlar mal aliyorlar, siz borc senedi aliyorsunuz. Kazanilan dovizin harcanmasi gerekir ki ulkenin uretim hacmi artsin, daha cok uretsin. Zenginligin olcusu uretim kapasitenizdir, sahip oldugunuz borc senetlerinin (dovizin) miktari degil.
“Ihracatimiz artarsa cari fazla vermez miyiz?” Hayir vermeyiz. Daha cok uretmek icin daha cok yatirim harcamasi yapacagiz, ithalatimiz artacak. Cari acigi ithalat ile ihracat arasindaki fark olarak degil de yatirim ve tasarruf arasindaki fark olarak gorurseniz neden acik vermeye devam edecegimizi anlarsiniz.
“Peki ya yabanciya odeyecegimiz faiz ne olacak? Dunyanin en yuksek faizini veriyoruz.” Kendinize bir iyilik edin, ic ve dis faizler arasindaki farki anlamaya calisin. Iceriden TL ile disaridan doviz ile borclanilir. Bugun Turkiye’de disaridan gelen paranin kaynagi ic faize gelen sicak para degil, ozel sektordur (bakiniz). Bankalarin aldigi uzin vadeli krediler, reel sektorun aldigi uzun vadeli krediler, ve dogrudan sermaye yatirimidir. Ucuncu durumda zaten bir faiz odemiyoruz (ama ileride disariya kar odemesi yapacagiz). Birinci ve ikinci durumda alinan borc yabanci para cinsindendir. Yabanci para faizi odenir. Amerikan faizleri %4.5, Turkiye’ devletinin kredi riski %2.5 civarinda olduguna gore, ozel sektorun borc faizi %8-9 civarindadir. Amerika’da enflasyon %3.5 . Demek ki reel faiz %5 gibi bir sey. %6-7 buyumek isteyen bir ulke icin normal bir orandir.
“Disaridan borclanmak kirilganlik yaratmaz mi?” Elbette yaratir. O yuzden hem ozel sektorun az kaynakla daha cok uretim yapmasini saglayacak (yani verimliligi arttiracak) idari, hukuki, ekonomik reformlar uygulamali (rekabet kanunu, tuketici kanunu, enerji maliyeti, telekomunikasyon, asgari ucret, kayit disi ile mucadele, iflas kanunu, istihdam uzerindeki vergi yuku, vs. vs.) hem de devletin sapitip saga sola rant dagitacak populist politikalar uygulamasina engellemeliyiz.
Zengin ulkelere yetismek istiyorsaniz bisiketin pedallarini hizli cevireceksiniz. Dusmekten korkuyorsaniz, asagi inin, yolun kenarina oturun, bir cay soyleyin, sizi gecenleri izleyin. Agzinizi bir mendille kapatmayi unutmayin, toz yutabilirsiniz.
ekonomiturk.blogspot.com


Yorum Yap