Cafekonomi.com » Makaleler

1915′te Neler Oldu? Efsaneler ve Gerçekler

07 Mart 2010 Fibonacci Kategori: Makaleler, Siyaset Yorum Yok »

ermeni olayları

birkaç gün önce temsilciler meclisi dış iliÅŸkiler komisyonu tarafından kabul edilen karar tasarısının üzerine tartışmalar hala devam ediyor. bize göre ermeniler, ermenilere göre biz suçlu taraftayız. insanlık boyunca sonucu hiçbir zaman ortaya çıkmayacak bir mesele olarak duruyor 1915′te olan olaylar. bu konuyla alakalı taner akçam’ın 2003 tarihli bir yazısını aÅŸağıya kopyaladım. kaynaklarla destekli ilginç bir yazı olmuÅŸ. tarihin tozlu raflarından çıka gelen bu tür yazılara ve yorumlara oldukça ihtiyaç var. karşılaÅŸtıkça buradan paylaÅŸmaya devam ederim.

taner akçam - 25/5/2003

1915′te yaÅŸananların bir toplu öldürme olayı olduÄŸu, baÅŸta mustafa kemal olmak üzere, dönemin aktörleri açısından tartışılan bir konu bile deÄŸildi. ana tartışma “türklerin” nasıl “cezalandırılması” gerektiÄŸi üzerineydi.

1915 olayları etrafındaki tartışmalarda, “türk tezinin” üzerinde en çok durduÄŸu konuların başında, ermeni çevrelerin, ölen insan sayısını abarttıkları iddiası gelir. gerçekten kaç insan öldü veya öldürüldü? artık bosna’da, yedi bin kiÅŸinin ölümünden sorumlu generallerin soykırım suçuyla yargılandığı bir dünya için çok garip bir tartışma bu. üstelik bu tartışmayı yapanlar, 1948 birleÅŸmiÅŸ milletler soykırım tanımının, öldürme ilkesini soykırımı için ÅŸart saymadığı basit gerçeÄŸinden bile habersiz görünüyorlar. bu nedenle, ölü sayısının, 1 veya 1,5 milyon deÄŸil de, 50 binden baÅŸlayıp 600 bine kadar çıkan deÄŸiÅŸik rakamlar olduÄŸunun ileri sürülmesinin hiçbir önemi yok ve bu nedenle ciddiye alınmıyor. sadece suçluluk telaşının bir ifadesi olarak okunuyor ve yorumlanıyor. bu, bizimkilerin görmediÄŸi, görmek istemediÄŸi bir gerçek.

Devamını oku »

AddThis Social Bookmark Button

Özgürlükçü, Çağdaş ve Muhafazakar Türk Genci

20 Aralık 2009 kaan karabacak Kategori: Makaleler, Siyaset Yorum Yok »

Öylesine bir toplumda yaşıyoruz ki, gerçekten deÄŸer yargılarımız  ”modern” hayata uymak ve uymamak arasında çok ciddi bir bocalama yaşıyor. Bir yandan ÅŸiddetli batı ÅŸekilciliÄŸini empoze ederek modernizmi icra etmeye çalışan (yada öyle sanan) devlet yapısı ve diÄŸer yandan ise kapitalizme yeterince entegre olmuÅŸ fakat klasik burjuva hayatı formlarını içselleÅŸtirmeye direnen benim tabirimle postmodern muhafazakar bir anlayış. Ne var ki bunu sadece bizim toplumla sınırlı tutmak bir hata olur. Kapitalizmin yeni adıyla küreselleÅŸmenin tüm dünyada alt yapıyı(kültür, din vb.) deÄŸiÅŸime uÄŸratması -kapitalizmin geniÅŸlemesiyle-,  toplumların ve nihayet kiÅŸilerin sıradanlaÅŸmalarına, ÅŸekilcileÅŸmelerine ve anlamsızlaÅŸmalarına sebep olmaktadır. Yazının hacmi gereÄŸi tüm dünyaya deÄŸinemeyeceÄŸimiz gibi buradaki konumuz Türk Genci’nin bu süreçteki durumudur.

Kapitalist geniÅŸlemenin toplumları sıradanlaÅŸtırdığını yukarıda belirtmiÅŸtik. Bana göre artık kültür denen ÅŸey toplumlardaki marjinal ahlak davranışlarından(rusya’da erkeklerin öpüşmesi, japonya’da ilginç selamlama teknikleri gibi) baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Zira artık kola içmeyen, mekdanılds tüketmeyen bir toplum yok gibi. Kot pantolon, konvers giymeyen veya lost, prison break izlemeyeniniz var mı aranızda? Tüketim kalıpları ve davranış biçimleriyle batıya yaklaÅŸmaya -daha doÄŸrusu taklit etmeye- çalışırken, bunu dayatanın da devlet olması çok ciddi çeliÅŸkileri beraberinde getiriyor. Bir kere batıda modernizm devrimi (ingiltere’den baÅŸlayıp fransız ihtilali’ne kadar süren) devletin kurumsal veya ideolojik bir dayatmasıyla deÄŸil bizzat halkların devletlerle hesaplaÅŸması sonucu yaÅŸanmıştır. Yani 3. dünya ülkelerinin (moda tabirle azgeliÅŸmiÅŸ ülkeler) batı kurumlarını ve fikirlerini ithal etmesi modernizmden ziyade kaba bir taklitten öteye geçemez.

Bu baÄŸlamda Türk Gencinin her türlü özgürlükten (seviÅŸme özgürlüğü, hayvanlar gibi içme özgürlüğü falan filan) yana olup da katı bir faÅŸist olması söz konusu vatan olunca her türlü özgürlüğü bertaraf edebilmesi tam da durumun vahametine iÅŸaret eder. Bilirsiniz sürekli kendi deÄŸerlerimizi aÅŸağılamak, bizim olanı sahiplenmeyi utanmak ve batılı yaptı diye onu göklere çıkarmak modern olmanın gereklerinden sayılır. Rockçı, tiki, repçi grupların oluÅŸması da bundan bağımsız deÄŸildir.Bu grupların hepsi katıksız özgürlükçü insanlarla doludur. İlginç-marjinal giyim tarzları, marjinal söylemleri vardır. Hep barıştan yanadırlar, hep özgürlük isterler fakat ÅŸu “kürt sorununa ne çözüm önerirsin” gibi bir soru yönelttiÄŸinizde cevap olarak duyacağınız sadece birkaç küfürdür. Yine bu insanlar halkı aÅŸağılamayı da modernizm sandıklarından ötürü(halk için halka raÄŸmen batılılaÅŸma!,  bkz:chp) mesela İsmail YK’ya iki-üç küfür sallamadan duramazlar. “Abi bu ne ya, kıro keko dinler bunu, ay çok banal bu bas gaza ne ki, abazan kıro” minvalinden söylemlere oldukça aÅŸinayız. Fakat aynı “banal” müziÄŸi Sezen Aksu icra ederken (bkz:seni ham yapar bu zilliler, çakkıdı) süper, müthiÅŸ, çok modern bir sanatçı olur. Holivud filmlerine kendini kaptırdıklarından mıdır nedir çözmüş deÄŸilim ama “ben çok seviÅŸgenim, çok sevgilim oldu, çok ihtiraslı adamım” triplerinden geçilmezler. Çok seviÅŸtikleri gibi çeliÅŸik olarak çok da kıskançtırlar. Bir kız uÄŸruna ne kavgalar döner! Büyük bölümü modernizmin gereÄŸi “deist, ateist” modunda dolaşırlar. Onlara göre ateizm sürekli islamı ve islam ülkelerini aÅŸağılamaktır. Çünkü kılavuzu batıdır bunun. “Abi bunlar terörist, geri kalmış, cani, yobaz” derler de emperyalizmi, kapitalizmi, abd, israil terörünü göremezler. Çünkü gözüne “ray-ban” gözlük takmıştır.

3. dünya ülkelerine dayatılan modernizm içi boÅŸ bir kabuktur. MarjinalleÅŸmeden ve saçmalamaktan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Batıyı taklit etmenin de ötesinde kendi gerçekliÄŸine yabancılaşıp, kendini aÅŸağılamaktır. Özetle sıtarbaksın o modern-elit ortamında kahveni yudumlayıp “abi ülkeyi satıyor bu yobazlar, bu halk aptal en zeki benim, lan bi kömüre oyunu satıyo kekolar” diyebilmektir.

AddThis Social Bookmark Button

Ekonomi Masalları – Küresel Durgunluk

28 Ekim 2008 Fibonacci Kategori: Ekonomi, Makaleler Yorum Yok »

Herkes durgunluklar konusunda mantıklı konuÅŸmalar ya­parken karşılaÅŸtıkları sorun, biraz da çöküş sırasında neler ol­duÄŸunu resmetmenin, onu insani bir ölçeÄŸe indirgemenin zor olmasından kaynaklanır. Fakat benim, durgunlukları, hem ne olup olmadıkları bakımından, hem de kiÅŸisel görüşüme göre “sezgi pompası” olarak açıklamak için kullanmayı çok sevdi­ğim bir hikâyem var.

Hikâyeyi Joan ve Richard Sweeney yazmışlar, 1978de “Monetary Theory and the Great Capitol Hill Baby-sitting Co-op Crisis” (”Para Teorisi ve Great Capitol Hill Çocuk Ba­kım Kooperatifi Krizi”) baÅŸlığıyla yayımlandı. BaÅŸlığa bakıp irkilmeyin: bu ciddi.

1970′ler boyunca Sweeney’ler, ÅŸaşırmayın, bir çocuk bakım kooperatifinin üyesiydiler: bu daha çok mecliste çalışan ve birbirlerinin çocuklarına bakmak isteyen genç çiftlerin oluş­turduÄŸu bir birlikti. Bu kooperatif alışılmadık biçimde geniÅŸti, yaklaşık 150 çiftten oluÅŸuyordu, bunun anlamı çok sayıda po­tansiyel çocuk bakıcısının bulunmasıydı, ama aynı zamanda bu kuruluÅŸun yönetilmesi -özellikle her çiftin adil bir katkı koymasını saÄŸlamak- öyle önemsiz bir iÅŸ deÄŸildi.

Devamını oku »

AddThis Social Bookmark Button

KuyruÄŸun Sonu

12 Nisan 2008 Fibonacci Kategori: Makaleler, Siyaset Yorum Yok »

Geçen 12 Åžubat’ta yitirdiÄŸimiz Fransa’daki en tanınmış Türk akademisyen Semih Vaner, “Türkiye’nin AB’de yeri var mı” konulu sayısız panellerin birinde şöyle konuÅŸmuÅŸtu:
“İster İspanya olsun, ister Yunanistan, ister zincirin son halkaları Bulgaristan ve Romanya; hiçbir aday ülkeye ‘Kimsiniz’, ‘Kadınlarınıza nasıl davranıyorsunuz’, ‘Onları dövüyor musunuz’ diye sorulmadı. Bu saydıklarım da dahil Avrupa’nın birçok ülkesinde kadınların neredeyse yarısının aile içi ÅŸiddet kurbanı oldukları bilindiÄŸi halde.
Yunanistan 1981′de Avrupa’ya entegre oldu. Ama Yunanlılar’a ‘Ordunuzun rolü ne’ diye sorulmadı. İspanyollar’a ‘Basklılar’a nasıl davranıyorsunuz’ sorusu yöneltilmedi. Macarlar’a ‘Karakollarınızın durumu ne’ denilmedi. Bulgarlar’a ve Romenler’e ‘Bunca yolsuzlukla AB’ye katılmayı nasıl düşünebiliyorsunuz’ diye sorulmadı.
Ama Türkler’e tüm bu sorular yöneltiliyor. Hem de hepsi birlikte. Neden baÅŸka adaylara yöneltilmeyen sorular Türkler’e ısrarla tekrarlanıp duruyor? Önce bu soruya yanıt aramak gerekiyor. Bence geçerli tek açıklaması olabilir: Türkiye’yi önyargıların da ötesinde kültürel aÅŸağılama. Türkiye’ye karşı kültürel kibir. ”
Yine Semih Vaner bir başka panelde şöyle demişti:
“Türkiye ile AB arasında iliÅŸkilerin baÅŸlamasının üstünden yarım yüzyıldan fazla geçti. BaÅŸta kimse Avrupa’nın sınırlarından söz etmiyordu, Avrupa deÄŸerlerini sorgulamıyordu. Taraflar Türkiye’nin tam üyeliÄŸinde anlaÅŸmışlardı. O tarihte ne Polonya ve Macaristan vardı gündemde, ne Finlandiya, ne İsveç. Ama Türkiye adaydı. Sonra Berlin duvarı yıkıldı ve her ÅŸey deÄŸiÅŸti. Bir kuyruk oluÅŸturuldu, Türkiye hep en sonuna itildi. Göreceksiniz, Balkan ülkeleri ve Ukrayna da yakında kuyrukta Türkiye’nin önüne geçecek. Çünkü Türkiye için artık 1960′larda akıllardan geçmeyen sorular sıralanıyor: ‘Yüzde 99′u Müslüman bir ülke Avrupa’yla entegre olabilir mi’, ‘İslam ile laiklik baÄŸdaÅŸabilir mi’, ‘İslam ile demokrasi uyuÅŸabilir mi’ gibi. Bu bahaneler hiç bitmeyecek… ”
İrade beyanının tazelenmesi
Rahmetli Vaner’i AB komisyonu BaÅŸkanı Jose Manuel Barroso ve geniÅŸlemeden sorumlu üye Olli Rehn’in Türkiye ziyaretleri nedeniyle anımsadık. Gündemi yoÄŸun bu ziyarette “Müzakereler tamamlanınca Türkiye’nin üyeliÄŸinin gerçekleÅŸeceÄŸi” konusunda AB’nin irade beyanı tekrarlanacak.
AB’de Türkiye’nin üyeliÄŸi konusunda siyasi irade olmadığı bilindiÄŸi halde…
35 müzakere baÅŸlığından 8′inin Kıbrıs sorunu nedeniyle en az 2009 sonuna kadar açılmayacağı bilindiÄŸi halde…
5 baÅŸlığın ise “Tam üyeliÄŸe götüreceÄŸi” gerekçesiyle Fransa CumhurbaÅŸkanı Nicolas Sarkozy tarafından görev süresinin sonuna kadar (2012) engelleneceÄŸi bilindiÄŸi halde…
Bu durumda müzakere süreci nasıl ve ne zaman tamamlanacak?
Olli Rehn, Ankara’ya gelmeden hemen önce AB ile bizimle aynı tarihte (3 Ekim 2005) masaya oturan Hırvatistan’ın müzakereleri 2009 Ekim’inde sonuçlandırması için yol haritası hazırlayacağını açıkladı. Biz o tarihte 10-12 baÅŸlığı belki açmış olacağız. Üstelik açılmışların pek çoÄŸu kapatılmayacak. 13 baÅŸlıkta ambargo da devam edecek.
Dahası AB’nin Kopenhag Kriterleri’yle hiç ilgisi olmayan müdahaleleri ve baskıları da artarak devam edecek.
Biliyoruz; biz orta yaşlılar kuşağı için AB üyeliği serap. Kim bilir çocuklarımız için de hayal olarak kalacak. Ama bu seraba veya hayale sonuna kadar sarılacağız.
AB’yi çaÄŸdaÅŸ yaÅŸamın, kaliteli demokrasinin, siyasi ve ekonomik istikrarın çapası, çıpası, kaldıracı ve güvencesi gördüğümüz için. Hepsi bu.

                                                                                            11 Nisan / Erdal Åžafak – Sabah

AddThis Social Bookmark Button

Mayın Tarlasında Yalnız Bir YÖK Başkanı

26 Åžubat 2008 Fibonacci Kategori: Makaleler Yorum Yok »

Başbakan Erdoğan bu kavramdan hoşlanmayabilir ancak dünden itibaren üniversitelerimizde yaşanan durum tam bir kaos. İşin kötüsü, kaosun zamanla dineceği yolunda pek bir işaret yok. Üstelik kaosun daha da derinleşebileceğini düşünmemize yol açacak pek çok neden mevcut.
Görünüşte kaosun temelinde şu soru yatıyor: Son Anayasa değişiklikleri üniversitede türbanı serbest bırakmaya yeterli mi, değil mi?

Devamını oku »

AddThis Social Bookmark Button





Warning: curl_exec() has been disabled for security reasons in /home/cafekonomi/domains/cafekonomi.com/public_html/wp-content/themes/limau-orange-01/footer.php on line 26