Lümpenleşen Muhafazakarlar

Gerek siyasal olsun, gerek sosyolojik olsun çok derin bir yanılgı sürüp gidiyor. Türkiye’de muhafazakarlaşma hem sosyolojik hem de siyasal yapı olarak varolan bir realitedir. Zaman geçtikçe muhafazakar yapının aşınmaya uğraması eşyanın doğası gereğidir. Fakat bizde ironik olarak muhafazakarlaşma eğiliminin gittikçe arttığından söz ediliyor. İşte tam da bu noktada kavram kargaşası kendini gösteriyor. O dediğiniz muhafazakarlık değil, lümpen “kültür”dür.

Şimdi kabaca Anadolu’nun sosyolojik yapısını irdelersek iki sosyal tabakayla karşılaşırız. Birincisi hayatını dini referanslara göre yönlendiren, yine siyasi seçimlerini bu yaklaşımda gerçekleştiren; ama kapitalizmin nimetlerinden yararlanmasını da bilen bir tabaka… İkincisi ise hayatını dini referanslardan ziyade batılı yaşam tarzına göre yönlendiren veya öyle yapmaya çalışan, siyasal tercihini laiklik-”elit” faşizm çerçevesinde belirleyen ve kapitalizmin “marka kültürü”ne fazlasıyla batmış bir tabaka… Kabaca yaptığımız tahlile göre gerçekten ikinci tabaka, birincisine nazaran oldukça “modern” gözüküyor. Zaten bakın her şehirde semtler bu sınıflamaya göre ayrılmıştır(bilhassa batıda).

Biraz işin analizine girdiğinizde ise iki sosyal tabakanın da sapına kadar muhafazakar olduğunu görürsünüz. Hatta ikinci tabaka, birincisine nazaran çoğu zaman oldukça muhafazakar görünür ve haddinden fazla tabuya sahiptirler. Peki “Muhafazakarlaşma eğilimi artıyor.” tespitinin yanılgısı nerede? Yanılgı, iki tabakanın da savunduğu değerlerin ve yaptıklarının arasında bariz bir çelişki olmasından ve bunun tespit edilememesinden kaynaklanıyor. Sonuçta bu çelişkili duruma “muhafazakarlık” deniyor, oysa reel durumun adı “lümpenleşme, görgüsüzleşme, aslını kaybetme” olarak adlandırılabilir. Birinci tabaka olarak analiz ettiğimiz toplulukta malumunuz “islamcı burjuvazi” yükselişte. Oysa islam ile burjuvazi kavramları taban tabana zıt kavramlardır. En sıradan “islam alimi”ne sorsanız size islamın paylaşımcı, güçsüzü gözeten, fakiri doyuran bir din olduğunu ve kesinlikle gösterişe, şaşaya, savurganlığa bu dinde yer olmadığını söyleyecektir. İslamcı burjuvada ise bunlardan eser yok. İslamcı burjuvayı geçin bütün olarak bahsettiğimiz birinci tabakada tam bir yozlaşmışlık söz konusu. Yakın zaman önce feysbuktan “karı kaldırmaya” çalışan islamcı bir insanla karşılaşmıştım. Yine birinci tabaka kapitalizme gerekli tepkiyi göstermekten oldukça aciz. Daha doğrusu öyle bir niyetleri asla yok. Yani sözün özü islamcılaşma ile muhafazakarlaşma arasında diyalektik bir ilişki yok.

Peki ikinci tabakanın hali çok mu farklı? Daha gündemden düşmeyen İzmir olayları bunun en çarpıcı kanıtı. Sözüm ona çağdaşlığın, medeniyetin “başkenti” olan İzmir, Dtp’li konvoyu taşlarla ve sopalarla karşılıyor. Hem de içinde kadınların bulunduğu bir minibüse saldıracak kadar “çağdaş” bu şehrin insanları. Bahaneleri de hemen hazır: Bizi tahrik ettiler! İyi de benim “çağdaş” kardeşim, modern adam hiç tahrik olur mu? Diyelim ki tahrik oldu, peki eline taş sopa alıp saldırıya geçer mi? Aslında o çok yüceltilen “İzmir modernizmi” kabaca bir elit faşizmdir(bkz:beyaz türk solculuğu). İzmirlilerin modernlikten, çağdaşlıktan anladıkları tek şeyin “mekanik” bir Atatürkçülük olduğunu da çok iyi biliyoruz. Ortalama Chp’li bir İzmir vatandaşına “liberalizm, insan hakları, fransız devrimi” deseniz karşınızda apışıp kalır. Çünkü onların kordonu, ellerindeki içkileri ve mini etekli kızları onlara yeter de artar bile.

İşte bizdeki bu çelişik, çarpık durumun “muhafazakarlığın artması” olarak yorumlanması, analiz edilmesi yanlıştır. Şahsen makul ölçüde muhafazakarlıktan yanayım. Aslında bunu makul ölçüde ahlak, etik olarak da adlandırabiliriz. Muhafazakarlaşma deniyor; ama 15 yaşındaki kızlar hastane, okul tuvaletlerinde düşük yapıyorlar. Bu durum ahlaken çöküntü demektir. Bu durumu tetikleyen, bir nevi katalizör görevi gören tv dizilerinin de vebalinin olduğunu düşünüyorum. Gençlerin bu dizilerden hemen etkilenmeleri işten bile değil, zaten durum da ortada.

Sözün özü “içi dolu” ortalama bir muhafakarlığa her zaman destek veririm. “Özgürlük de özgürlük” diye dolanan züppelerden hiç olmamışımdır. Ama bizim “aydın” kitlemizden tek ricam şu; lütfen lümpenliğin ve muhafazakarlığın ayrımına varın.


Yorum Yap




Warning: curl_exec() has been disabled for security reasons in /home/cafekonomi/domains/cafekonomi.com/public_html/wp-content/themes/limau-orange-01/footer.php on line 26