Taraftarlık Nereye Koşuyor?

türk sporu

cumartesi günü diyarbakırspor – bursaspor maçında yaşananları gördükten sonra yaşadığımız bu ülke hakkında olumlu şeyler düşünen sanırım yoktur. ne sevinmeyi biliyoruz, ne üzülmeyi, ne tepki tepki vermeyi, ne nerede duracağımızı. futbolcuların stadyuma polis otobüsüyle geldiği, polis kaskıyla stadyumdan kaçırıldığı gazetecilerin, futbolcuların, hakemlerin üzerine bilumum yabancı maddenin ve koca koca taşların atıldığı bir futbol maçıydı kağıt üstünde. futbolun hiçbir unsurunun barınmadığı bu maç takip ettiğiniz üzere tamamlanmadı.

bundan sonra bahsedeceklerimin dün oynanan futbol maçı ile alakası olmamakla birlikte türk insanının spora yaklaşımını açıklamaya yönelik olacaktır. sporun her dalı sosyal yaşantının getirdiği sıkıntılardan uzaklaşmaya, kişisel gelişime bir araç olarak görülmüştür dünyanın her yerinde. ne yazık ki dünyada süregelen bütün kuralların farklı algılanıp, uygulandığı ülkemizde spor ve spor ile ilgili tüm terimlerde bundan nasibini alarak kendi kuralları ile oynanır olmuş. bu konudaki yanlışları gidermek için hiçbir şey yapmadığımız gibi, aksine kendi yanlışlarımızdan doğruya ulaşacağımızı düşünerek yaklaşıyoruz olaylara. bütün bu olayları da koltuklarına sıkı sıkıya oturan, çözüm adına yıllardır hiçbir şey yapmayan yöneticilerden bekliyoruz.

türk toplumunun ekonomik, sosyal ve kültürel olarak belirli bir çıtayı yakalayamamış olması günlük yaşantının yönünü belirlemesinde önemli bir faktör olmakla birlikte son yıllarda spor müsabakalarında yaşanan olayların açıklanmasında tek başına yetersiz kalıyor. başarılıyı alkışlamak en azından başardığının sevincini yaşamasını sağlayabilmek, taraf olmayı anlayabilmek, üzüntü ve sevinci uçlarda yaşamamak belirli bir tribün kültürünün getirdiği şeylerdir. hayatın koşturmacasını bir kenara bırakıp tribüne gelen tarafların, günlük sıkıntılarından arındıkları yer olarak tribünleri görmeleri bu yaşanan olayların altında yatan en önemli unsur olarak görülebilir. evde ailesiyle, işte patronuyla, okulda hocasıyla tartışan, bu olayları içine atanlar tribüne gelip bir nevi deşarj oluyor. ödedikleri bilet ücretleriyle attıkları taşların, ettikleri küfürlerin parasını vermiş oluyorlar. ekranlara tarafı olmayan kişilere büyük bir hırs ile taş, şişe, pil atarken yansıyan bu kişilere karşı hiçbir cezai yaptırımın uygulanmıyor olması da bu kişilerin iki hafta sonra aynı tribünde yer almasını sağlıyor. ardından girilen kısır döngüde canı yananlar yandıkları ile, taşı atanlar attıkları ile kalıyorlar.

milyar dolarlar ödenerek alınan yayın ihaleleri de eşeğe giydirilen altın semer olarak kalıyor. yaşanan olaylarda yaralananlar hala koltuklarına sıkı sıkı sarılan yöneticilere hafif geliyor. alınması gereken kararları almak için daha çok kişinin canının yanmasını bekliyorlar. samimi olmayan demeçleri ile ekranlarda boy göstermeye devam ediyorlar. peki çözüm nerede?


Yorum Yap




Warning: curl_exec() has been disabled for security reasons in /home/cafekonomi/domains/cafekonomi.com/public_html/wp-content/themes/limau-orange-01/footer.php on line 26